“Hadi gazeteci sen neyse de benim ne işim var burda” dedi Ortodoks Aslan. “Asıl benim ne işim var” dedim ve kısık sesle kahkaha attık. O sırada maltadaki sorumludan mütemadiyen duyduğumuz söz “Beyler sessiz”, “Tamam kardeşim sessiz”.
Aslan’la sayımı bekliyoruz, herkes yan yana dizilmiş gardiyanların gelmesini bekliyor. Siyasi koğuşta değiliz ya, sabah akşam saydırıyoruz kendimizi “1,2,3…44 son”. Neyi, kimi sayıyorsunuz sanki bir yere gidebildiğimiz var. Sayım biter, gardiyandan “Allah kurtarsın”, mahkumlardan “Allah razı olsun” sesi hep bir ağızdan. Anlayacağınız buradakilerin işi Allah’a kalmış durumda. Yanımdaki filozof yarısı Hüseyin beyin kulağına eğilip “Allah’ın da işi gücü yok bizi kurtaracak buradan” diyorum. Acaba Allah hapisteki birini kurtarmış mıdır hiç?
“Az insan çok huzur hadi bölmemize gidelim” dedi Eser. Kaçak çayla bir güzel çay da demledik (eroin ve silah kaçıranlarla ice tea içecek halimiz yok tabi).
Toso dayı, Eser, Speedy ve Ortodoks Aslan’la başladık kaçak çay eşliğinde muhabbete. Aslan art arda fıkralar anlatıyor, Toso dayı yıllardır nasıl yakalanmadığını, Speedy o kadar da hızlı olmadığını, Eser de alemin ne kadar iki yüzlü ve güvenilmez olduğunu… Derken, bölmemize Abdülhalit girdi. Tek bir sözüyle herkesi kırıp geçirebilen Abdülhalit kaldırdı ellerini yukarı “Yarabbi, Yarabbiiii, bizim burada ne işimiz var” dedi. Toso dayı hemen atıldı “Ula tozcii, o kadar tozla yakalanırsan tabi burada olursun”. “Yarabbi, Yarabbi, hudey, hudey, bizim eşimiz var, çocuğumuz var, işimiz var. Yav buralar hiç bize göre değil arkadaşlar” diye devam etti Abdülhalit. Hep en az üç örnek verir Abdülhalit “Dışarıda arabamız var, evimiz var, çok şükür paramız var”. 3’ten aşağı saymaz. Ortodoks Aslan ile göz göze gelir, hemen parmaklarımızla saymaya başlarız örneklerini.
“Abdülhalit abi o kadar eroin işindesin ne olacaktı ki bir yerde ihbar olacak yakalanacaksın” diye araya girdim. “Yav kardeşim ne yapalım biz babadan, dededen kaçakçıyız. Ben kimyagerim, en iyisini yaparım. Ne yapalım açlıktan mı ölelim, devlet bizim kürt illerine gelmiş görmüş mü? Tarım mı var, sanayi mi var? Ne yapacaktık, atadan dededen kaldı. Çıkınca da karpuz taşıyacak değiliz ya bizim mesleğimiz bu” dedi kikirdeyerek. “Tozcii dümeni bırak” diye ekledi Toso dayı da. Aynı anda kaldırdık ellerimizi havaya “Yarabbi, Yarabbii” Abdülhalit ekledi hemen:
“Yarabbi, hudey, hudey, bizim burada ne işimiz var…”



